Perşembe, Temmuz 19, 2007

Beynimizin Çalışma İlkeleri

Bu yazımda beynimizin çalışma prensiplerine yönelik öğrendiğim bazı bilgilerden kendimce önemli gördüklerimi anlatacağım.

Beynimiz 5 duyumuzdan gelen girdileri (ses, görüntü, koku, tat gibi) kullanarak bir model oluşturur ve bunları veri bankasına kaydeder. Bu veri bankasını bazen hayat tecrübesi, bazen bilgi, bazen de hayat görüşü gibi kelimelerle tanımlarız. Beyin bir bilgiyi veritabanına kaydederken edindiği diğer bilgilerden faydalanarak onu bir tanım haline getirir. İnsan bir böcek gördüğünde temel bilgilerini kullanarak onu tanımlar ve buna karşı bir tepki oluşturur. Normal bir insan iğrenir, korkar ve korunmaya çalışırken bir biyolog böceği inceler, eline alır, onun özelliklerini anlamaya çalışır. Yani yaşamımız boyunca olaylara karşı tepkilerimizin ne olacağını önceden veri bankamıza kaydettiğimiz bilgiler belirler. Tepkilerimizin sonuçları ise veri bankamıza yeni bilgiler kaydedilmesine neden olur. Bu süreç her insanda farklı veri bankaları oluşmasına, dolayısıyla farklı insanların benzer olaylara farklı tepkiler vermesine neden olur.

Beyin ile ilgili bilmemiz gereken en önemli şeylerden birisi beynimizin gerçek olanın ne olduğunu aslında önemsememesidir. Beynin üzerinde çalıştığı veri gerçek olan değil kayıtlı olandır. Ölü bir yılanla karşılaşsak bize zarar veremeyeceğini bildiğimiz halde canlı bir yılanla karşılaşmışız gibi tepkiler veririz. Bir film seyrettiğimizi bildiğimiz halde aşk acısı çeken aktör için ağlarız. Verdiğimiz tepkilerin sebebi gerçekler değil o gerçek duruma karşı beynimizde oluşmuş modellerdir.

Şimdi kağıdı kalemi elimize alalım ve bir araba çizelim.


Eğer bir ressam değilsek büyük ihtimalle soldakine benzer birşey çizmişizdir. Gerçekte böyle bir araba var mı? Yoksa biz yeteneksiz miyiz? İkisinin de cevabı hayır. Çizdiğimiz şey araba görüntüsü karşılığında beynimizde oluşmuş simgesel modeldir. Bu basit model hayatımız boyunca gördüğümüz bütün arabaların ortak özelliklerinin birleşimidir. Bir nesnenin araba olup olmadığını anlamak için bu kadar bilgi yeterlidir. Arabanın çelik jantları olması, otomatik vites olması gibi detaylar bu modelde yoktur ve gerçekte de gördüğümüz nesnenin araba olup olmadığına karar verirken bu detaylarla ilgilenmeyiz. Herkes çizdiği araba sembolüne teker ekler. Gerçek hayatta arabaya benzeyen ama tekerleri kare olan bir nesne gördüğümüzde bunu çok garipseriz ve buna araba demekte zorlanırız. Halbuki motoru olmayan bir araba görsek buna en fazla motoru çıkarılmış araba deriz. İlgilendiğimiz detay arabanın tekerleri kare olduğu için veya motoru olmadığı için gidemeyeceği gerçeği değil gördüğümüz nesnenin beynimizde oluşan modele uymamasıdır.

İşte bütün hayatımızı bu tür basit modeller kullanarak sürdürürüz. İnsan ilişkilerimizde, iş veya sosyal hayatımızda, aldığımız kararlarda, kısacası insana özgü her türlü eylemimizde çeşitli problemler yaşarız. Problemlerin büyük çoğunluğunun kaynağı gerçekler değil türlü nedenlerle veri kaynağımıza kaydedilmiş gerçekle ilgili yanlış modellerdir. Bu kayıt ve değerlendirme işlemi bilinç dışı gerçekleşir. Yani neyin nasıl kaydedileceği konusunda bir kontrolümüz veya seçim özgürlüğümüz yoktur.

Hayatta karşılaştığımız en garip durum kaçındığımız şeylerin başımıza gelmesidir. Düşmemeye çalışan bir cambaz düşer, gol yememeye çalışan bir kaleci gol yer. Cambazın düşmemek için gösterdiği çaba beyinde düşen bir cambaz modeli oluşturur. Beyin modeli oluştururken ve o modele uygun tepkiler vermemizi sağlarken bunun kaçındığımız birşey olup olmamasıyla ilgilenmez. Sürekli düşünme bu modelin oluşması için yeterlidir. Bu nedenle olumsuz sonuçlara neden olacağını düşündüğümüz davranışları yapmaktan kendimizi alıkoyamayız.

Beyin çoğu durumda bizim hükmettiğimiz bir organ değildir. Beynimiz zaman zaman bize hükmeder. Beyinde acil durumlarda kısadevre görevi gören amigdala adı verilen bir parça vardır. Amigdalanın temel görevi kişinin hayatta kalmasını sağlamaktır. Kimi acil durumlarda insan bilinci devre dışı kalır ve kontrol amigdalaya geçer. Örneğin ayağımız kayıp yere düşerken kendimizi koruma amaçlı yaptığımız hareketleri bilinçli yapmayız. Amigdala anında devreye girerek kontrolü ele alır. Tabiiki amigdala yine geçmişte oluşmuş verikaynağını kullanır. Bu nedenle bir kalecinin yere düşme ile ilgili oluşmuş verikaynağı normal insanınkine göre çok daha gelişmiş olduğu için kaleci bu durumu daha az hasarla atlatır. Genellikle ağır duygusal uyarılara maruz kalındığında amigdala devreye girerek kontrolü ele alır. Örneğin saldırma, kaçma, savunma gibi eylemler amigdala kontrolünde gerçekleşir. Modern hayatın gereği normal günlük eylemlerimizde de zaman zaman kontrol amigdalaya geçer. Verikaynağımızın kalitesi direk olarak amigdalanın çalışma şeklini şekillendirir.

Günümüzde beynin bu özelliklerinden yola çıkarak birçok kişisel gelişim metodu üretilmiştir ve pazarlanmaktadır. Bunlardan en çok bilineni NLP'dir. Yakın zamanlarda çok konuşulan Çekim Yasası meselesi ise aynı konunun değişik bir tarzda sunumudur. Böyle tekniklere, sırlara ihtiyaç var mı bilemiyorum ama herşeyin beyinde bittiğinin bilincinde olunması ve buna göre hareket edilmesi zaten insan işin çok büyük bir kişisel gelişim nedeni olacaktır.

Patronumdan öğrendiğim güzel bir sözle bitirmek istiyorum. "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır."

Hiç yorum yok: