Çarşamba, Haziran 17, 2009

Para Basan Makine

Ben bir iş kurmayı kendi kendine "para basan makine" yapmaya benzetirim. Para basan makineler mi yapmalıyız yoksa başkalarının yaptığı makinelerin içinde çalışan bir çark mı olmalıyız. Üzerinde düşünmemiz gereken soru bu.

Tüketime dayalı bir ekonomik sistem içinde yaşıyoruz. Ekonomik sistemin işleyebilmesi için bireysel tüketimin sürekli artarak devam etmesi şart. Artık bu iş öyle bir noktaya geldi ki "tüketim = mutluluk" denklemini zihinlerimize kazımaya çalışan bir sistemin bombardımanı altındayız ve yeterince tüketemediğimiz zaman mutsuz oluyoruz. Her yerde görüyoruz. İnsanlar hayatlarına biraz daha mutluluk katmak için önce birikimlerini bozdurup sonra da kredi borçları içine girip mutluluk getiren lükse, şatafata ve ihtişama sahip gereçler tüketiyorlar.

Halbuki kredi birşeyler "üretmek" için gereken parayı sağlamak için icad edilmiş. Normalde kredi taksitlerini ürettiğimiz değer geri ödemeli. Yani taksitleri biz değil kurduğumuz iş (para basan makinemiz) geri ödemeli. Enteresan olan günümüzde krediler "üretim finansmanı" yanında "tüketim finansmanı" için de kullandırılıyor. Televizyon aracılığı ile mutsuzluk, depresyon aşılanan insanlar kredi çekip mutluluk satın alıyor. Mesela sıradan tüketici gidiyor araba alıyor. Araba bırakın kredi taksitlerini geri ödemeyi cepten sürekli götürüyor. Peki araba kredisinin taksitlerini ne ödüyor? "Maaş"...

Eğer maaşımızla borç ödüyorsak "modern köle" statüsündeyiz demektir. Evet artık yok sanılan kölelik sistemi biraz şekil değiştirmiş olsa da halen devam etmekte. Özgür dünyada "Maaş alanlar" "maaş verenlerin" para basan makinelerinde hiç durmaksızın günde 10 saat çark olmalılar ve onların kredi taksitlerini ödeyecek faaliyetleri yürütmeliler. "Maaş verenler" bu döngünün içinde kalmak zorunda olmadıkları için "özgürler". Ya biz bu döngünün dışına çıkma kararı verebilecek kadar özgür müyüz? Bu çok adaletsiz değil mi?

Doğduğumuz andan itibaren bu adaletsizliği normal karşılayabilmemiz için "eğitildik". Evet bildiğiniz beynimiz yıkandı. Küçük yaşlarımızda terbiyesiz, fevri, isyankar ve mantıklı düşünen beynimiz artık gayet uyumlu... Herşey acayip normal...

Çünkü bu düzen çarkların değil makine sahiplerinin kurduğu bir düzen. Herşey çarkların makine içinde "sorun çıkarmadan" çalışmaya devam etmesi için incelikle kurgulanmış. "İş geliştirme" kararı vermemiz demek düzenin istemediği birşeyi yapıyor olmamız demek. Eğer bu kararı vermek kolay olsaydı makinelerde çalışacak çarklar bulabilmek mümkün olmazdı. Bu nedenle sistem bizi "kurucu" statüsüne kolay kabul etmez. Çark olarak devam etmek istememiz için herşeyi yapar. Bizi borçlandırır, içimize endişeler korkular aşılar, karşımıza maddi manevi sürüyle engel koyar.

Bu engellerin ilki ve en önemlisi ilk paragrafta atıfta bulunduğum ve adına "önyargı" denilen engel. İçinde yaşadığımız sistemin bize kabul ettirdiği önyargılar ne kadar doğru? Neden yarattığımız değerleri kendi adımıza kullanma yolu değil de başkalarına kullandırma yolu daha mantıklı geliyor?

Çünkü bizler çark olmayı bilen insanların çocuklarıyız. Yani çark olarak doğduk ve iyi bir çark olmak için eğitildik. Bu nedenle çark gibi düşünür çark gibi karar verir, çark gibi hareket ederiz. Makine sahipleri çark gibi düşünmez. Bu dünyada makine sahiplerinin çark olma becerilerinin önemi olmadığı için patronlarımızı eğitimleri, aptalca kararları ve iş bilmezlikleri nedeniyle eleştirmemiz yersizdir. Onların dünyasında bu tür şeylerin bir önemi yok. Biraz düşünürsek hiç eğitim almamış kişilerin bile iş kurma konusunda eğitimli kişilerden daha cesaretli ve becerikli olabilmelerinin bir anlamı var. Okullar "makine kurmayı" öğretmezler. Okullar "çark olmayı" öğretirler. Zaten bunun için kuruldular.

Demek istediğim kimileri "çark olarak" doğar, kimileri "makine sahibi" olarak. Makine Sahibi olarak doğanlar makinelerinin çalışmaya devam etmesini sağlamak, çark olarak doğanlar da kendine çalışacak iyi bir makine bulmak için yaşarlar.

Siz hangi taraftasınız, hangi tarafta olmayı hedeflersiniz, sizi mutlu edecek olan şey nedir bilmiyorum ama inandığım birşey var. Kazanca endeksli bu sistemin ödülleri gerçek mutluluğa ulaşabilmemizi sağlamazlar. Belki de artık birşeylerin değişmesi gerek...

Hiç yorum yok: