Salı, Ekim 18, 2011

Milli Facebook

IT sektöründe önemli başarılara imza atan Türk iş adamları gözünü Facebook'a dikti. Son zamanlarda sık sık "Neden Facebook yapmıyoruz ki?" tarzında yorumlara rastlıyorum. Hürriyet yazarı Gila Benmayor'un Logo yazılım'ın eski yöneticisi Ali Güven ile yaptığı röportajdan sonra Dragons Den yatırımcısı Alphan Manas'ın konu ile ilgili twitini okuduktan sonra konuyla ilgili ikinci bir yazı daha yazmaya karar verdim.

2001 veya 2002 yılı olsa gerek. Şimdi nerede olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum ama takip ettiğim bloglardan birinde yazılım ürünlerinin gelecekte tek parça dev ürünler olmayacağını, dashboard tarzı kullanıcı arabirimleri üzerinde kutucuklar şeklinde çalışan küçük servislerden oluşacağını ve bu nedenle geleceğin yazılım konseptinin "servisler arası entegrasyon" üzerine kurulu olacağını anlatan bir yazı okumuştum. Bu yazıyı Mark Zuckerberg de okumuş mudur bilmiyorum ama Facebook gibi bir uygulamanın teorik olarak şekillenmeye başlaması bu yıllarda başladı.

Facebook tam olarak nedir?

Facebook çoğumuzun algıladığı gibi bir arkadaşlık veya sosyal paylaşım sitesi değil. Facebook aslında bir önceki paragrafta anlattığım konseptte üzerinde "arkadaş listesi", "duvar", "resim albümü" gibi küçük servislerin entegre olarak bir sayfa üzerinde çalıştığı uygulama altyapısı. Dileyen bu uygulama havuzunun içine kendi uygulamalarını eklemekte özgür ve Facebook'un Myspace gibi dev bir sosyal paylaşım sitesini altedebilmesini sağlayan gücünü buradan alıyor. Çünkü facebook kendi altyapısı üzerinde çalışan uygulamalarında dilediği şekilde değişiklik yapabiliyor. Sistem sürekli olarak kullanıcıların beğenileri ışığında gelişerek binlerce 3. parti yazılım şirketinin de desteği ile büyümeye devam ediyor. Facebook bir gözle bakarsanız bir video paylaşım sitesidir veya bir oyun oynama sitesidir veya fotoğraf paylaşım sitesidir. Belki de aslında hepsidir.

Birinci önemli nokta şu Facebook ile sadece bir sosyal paylaşım sitesi yaparak rekabet edemezsiniz. Eğer yapılabilseydi MySpace rekabet ederdi. Facebook ile ancak bir uygulama altyapısı kurarak rekabet edebilirsiniz. Evet bunu Google denedi. Open Social adı verilen bir altyapıyı hem de piyasa bulunan hemen hemen tüm sosyal paylaşım sitelerinin de desteğini arkasına alarak denedi. Devamı gelmedi.

İkinci deneme Google Wave ile geldi. Wave daha heyecan vericiydi çünkü gerçek zamanlı entegrasyon altyapısı vaadediyordu. Ancak bu müthiş platformun üzerinde çalışan uygulamalar o kadar alakasızdı ki çoğu kimse Wave'in ne olduğunu anlamadı bile. Doğal olarak 3. parti desteği gelmedi ve bu uygulamanın şu sıralar akibetinin ne olacağı tam belli değil.

Üçüncü deneme de malum Google+ oldu. Görünen o ki Google üçüncü denemesinde bile dersini tam olarak almış değil. Facebook çok kısa sürede Google+ ile gelen yeniliklere cevap verdi çünkü Facebook altyapısı bu imkanı tanıyor. Google geliştiremeyeceği ürünler geliştirip çöpe atmak konusunda çok tecrübe yaşamasına rağmen çok yetersiz bir Google+ API'si yayınlayarak beklentileri yüksek geliştiricilerin hayallerini yıkmakta bir sakınca görmedi. "Gelecekte herşey Google+ olacak herkes mecburan Google+ kullanacak" şeklinde konuşuyorlar ancak gelecekte herşeyin Facebook olmayacağının da bir garantisi yok.

Google'ın rekabet etmek için türlü yollar denediği ortamda yerel bir yazılım şirketi Facebook ile rekabet edebilir mi? Şu an için Türk internet sektöründe genel eğilim yabancı pazarlarda başarı gösteren e-ticaret bazlı iş modellerini bire bir kopyalamak şeklinde. Gelir anlamında başarılı olan firmalar kaynaklarını TV reklamı gibi çok pahalı alanlarda kullandıkları gibi AR-GE alanında da kullanıyorlar mı bilmiyoruz ancak daha çok uzun süre kopyalama kültürünün devam ettirileceğine şüphe yok. Kopyalama kültürünün yeni ürün geliştirme kültürüne bir katkısı olması çok zor çünkü yeni şeyler yapmanın şartları çok başka. E-ticaret bir gerçek hayat operasyonu gerektirdiği için büyük oyuncular yerel oyunculara göre dezavantajlılar ancak Facebook yerel operasyon gerektiren bir site değil. Facebook ile ancak ondan daha iyi bir sistem kurarak global pazarda rekabet edilir.

Tabii Youtube - İzlesene örneğinde olduğu gibi Facebook'a Türkiye'den erişim bir nedenle kapatılırsa o zaman klon bir proje ile yerel olarak bir başarı yakalamak mümkün olabilir ancak 3. parti uygulama desteği olmayan bir site sıradan bir sosyal paylaşım sitesi olmaktan öteye gitmez.

İkinci önemli nokta ise Türk kullanıcısının İnternet ekosistemine yaptığı katkı. Paylaşım üzerine kurulu sistemler kullanıcılarının ürettiği maddi değeri olan içerik ile yaşarlar. Yani Türk kullanıcısın İnternet dünyasına paylaşmaya değer katkısı ne boyutta olabilirse bu katkıya dayalı iş yapan siteler de o oranda başarılı olabilirler. Sadece müzik kliplerinin, özlü sözlerin veya komik videoların (bunların da büyük bölümü aslında yabancı içeriktir) paylaşıldığı bir sosyal ortam gelir üretebilir mi?

Bir internet projesinin başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biri ilk hayata geçtiği anda ulaşabildiği kullanıcı kitlesinin katkısı. İlk kullanıcıların ürettiği geri bildirim projenin şekillenmesi adına büyük önem taşıyor. Örneğin  Google veya Facebook gibi öğrencilerin ürettiği projelerin başarılı olabilmesinin ardındaki nedenlerden biri öğrenci arkadaşların yaptığı gönüllü katkı. Microsoft gibi dev kaynaklara sahip şirketlerin bile paranın gücüyle kuramayacağı bir heyecanlı test ekibi proje için çalışıyor ve destek veriyor. Aynı durumu Yahudi kökenli girişimcilerin projelerinde de görüyoruz. Hiç komplo teorileri üretmeye gerek yok. Bunun altında yatan şey dayanışma kültürü. Peki Türk kullanıcıların yerel projelere bakış açısı, bu projeleri kullanarak geri bildirim üretme ve destekleme noktasındaki isteği nedir?

Türkiyeden Facebook'a giren kullanıcı sayısı 4. sıraya ulaşmış deniyor ama bu projeler ilk yapıldığında durum böyle değildi. 2 yıl kadar Türkiye'den çok az kişi bu siteyi kullandık. Bırakın bir arkadaşımızı bulmayı arkadaş olacak bir Türk bile bulmak mümkün değildi. Ne zaman magazin programlarına düştü iş o zaman patladı. Celebrity camiasının bu projelere yaptığı katkı yadsınamaz. Acaba Facebook'a, Twitter'a üye olmak için istekli olan bu kişiler yerel projeleri de bu şekilde ücretsiz ve gönüllü olarak destekleyecekler mi?

Facebook, Twitter, Youtube gibi sitelerin bu kadar çok kullanıcıya rağmen sitelerini veya servislerini Türkiye için yerelleştirmekte çok da istekli olmamalarının nedeni ne olabilir? Bu siteler için maddi değer taşımayan Türkçe içerik, bir yerel proje için maddi değer taşıyabilir mi?

Türk pazarında E-Ticarette yaşanan kıpırdanma kaliteli sosyal içerik üretme anlamında da yaşanacak mı bunu zaman gösterecek ancak şu noktaya kadar anlattıklarımın Alphan Manas veya Ali Güven tarafından bilinmiyor olması ihtimal dahilinde bile değil. Böyle bir projeyi "yatırım yapılabilir" seviyesine getirmek dahi çok mümkün gözükmezken "Bir Türk Facebook'una ihtiyaç var" mealinde açıklamaları neden yaparlar bunu da zaman gösterecek.

Hiç yorum yok: