Cuma, Ekim 21, 2011

Seni Bana Yazmışlar dı...

İki buçuk ay kadar Seni Bana Yazmışlar dizisi ile güldük eğlendik ve bugün o hiç istemediğimiz final gerçekleşti. Tatlı oyuncuların istisnasız tümüne yüzümüze kondurdukları gülücükler için teşekkürler. Ben aslında pek iyi bir TV izleyicisi değilim ama bu dizi hayatın karmaşası içinde küçük de olsa vakit ayırmaya değer bulduğum bir şeydi. Birbirini döven, vuran, kıran, üzen insanların olduğu dizilerin neden bu kadar çok izlendiğini ve kapitalizm dediğimiz lanet sistemin çarklarının nasıl işlediğini çok iyi biliyorum. Ama yine de güzel olan şeylerin sonbahar yaprakları gibi teker teker dökülerek hayatlarımızdan çıkıp gitmesine ve yerlerine sevimsiz, kaba saba, damardan şeylerin gelmesine üzülmemek elde değil.

Bu son bölümde gören gözler için güzel bir mesaj da vardı. Bu sahneyi izlerken senaristin kasten ya da farkında olmadan yaygın bir bilinç altı psikolojisini ortaya koyduğunu düşündüm. İzlemeyenler için anlatayım. Emre yolda yürürken tesadüfen reklam yıldızı olur. Herkes onu tanımaya başlar. İkinci reklam filminde tavşan kostümü giyip zıplamasını isterler. Emre rezil olacağını düşünerek bunu yapmak istemez ama sözleşmeye imza atmıştır bir kere... "Star Emre", "Davşan Emre" olacaktır artık.

Televizyon herkesin evine girdiği ve "sektörde" büyük paralar dönmeye başladığı andan itibaren TV programlarında yaşanan değişimin aynısı İnternet'in herkesin evine girmesiyle internet sitelerinde de yaşanmaya başladı. Herşey sıralama, tıklama sayısı, gösterim sayısı gibi ifadelerle tarif edilmeye başlandığından beri artık internet sitesi üreticileri de kaliteyi bir kenara bırakıp sadece gösterim sayısına odaklanmaya başladılar. Nasıl ki televizyonda tecavüz, dayak, gözyaşı, cinayet izlemek zorundaysanız internet sitelerinde de frikikler, büyütücüler, kaldırıcılar, indiriciler, küfürler, hakaretler, salaklıklar, abuk subuk şeyler izlemek zorundasınız. Haber okumak isteseniz de böyle, şöyle biraz vakit geçireyim deseniz de böyle.

Sadece skorun önemsendiği sektörlerin en çok "Rating Davşanlarına" ihtiyacı var. Bu nedenle birşeyler üretmeye çalışanlar eninde sonunda kalite ve rating çelişkisi arasında sıkışıp kalırlar. Gerek bu diziyi üreten ekibin gerekse de oyuncuların herkesi ağlamaktan gebertecek, duygusal şoklara sokacak beceriye sahip olduklarına şüphe yok. Ama Mehmet Burcunun suratına okkalı bi osmanlı çakmıyorsa ya da Yalçın Zeynep'i bir köşede kıstırmıyorsa bunun bir nedeni var. Umarım erdemli olmanın ödülünün haksızlık olmadığı günlere geri dönebiliriz.

Hiç yorum yok: