Perşembe, Ağustos 30, 2012

İnternette Yaşamak

Ani bir kararla gerçek hayat işlerinden elimi ayağımı çekip tamamen internet ortamında çalışmaya başlayalı uzun yıllar geçmiş. Birçok kez vazgeçmek, bir yerlere saklanıp ortadan kaybolmak istesem de bu süreçte edindiğim güzel tecrübeler yılmadan yola devam etme gücü verdi. Peki bu süreçte neler öğrendim? Bu yazı yaşadığım bazı tecrübeleri kayda almak ve dostlarımla paylaşmak için. Hem kimse okumasa da belki bir gün kızım okur :)

Hayaller ve Korkular

Hayat tıpkı bir yolda yürümek gibi. Adımlarımızı bazen ileri doğru, bazen de geri geri atıyoruz. Ne yönde adım atacağımıza her karar verişimizde bizi şu iki duygudan birisi etkiliyor. Hayal ettiğimiz şeylere ulaşmak ya da korktuğumuz şeylerden kaçınmak. Bir karar almam gerektiği zaman alternatif kararlarımı bir yere yazıp düşünüyorum. Korkularımın etkili olduğu kararları elediğim zaman genellikle geriye sadece tek bir seçenek kalıyor. İleri doğru adım atmak.

Hayatımı İnternet ortamında kazanmak bundan birkaç sene önce benim için bir hayaldi. O zamanlar bulunduğum konumu kaybetmemek ve hayallerimin beni etkilemesine izin vermemek için uzun süre kaçtım. İnkar ettim, uzak durdum, başkalarını, ailemi, çevremi bahane ettim. Bazen çeşitli adımlar atmaya kalksam da risklerden uzak durma çabam sadece yerimde saymama neden oldu. O an belki de hayatın bir cilvesiydi ama bir gün kendimi istediğim şeyi yapmaya mecbur bırakmak için cesur kararlar vermek zorunda kaldım.

Geriye bakıyorum ve şunu görüyorum. Başarı sadece istediğin ve sevdiğin şeyleri yaparak elde edebildiğin bir şey. Kendi kendini yapmak zorunda bıraktığın şeyleri yaparak sadece bir gün her şeyin daha iyi olacağını umut edebilirsin. Ama bu asla olmaz.

Öğrenmek

Hayat yolunda yürürken yolumuzu kaybetmemek için öğrenmemiz gereken ne kadar çok şey var. Normalde öğrenmem gerektiğini hissettiğim zamanlarda bir şeyler okurum ve sonuçta kendimi bilgilenmiş hissetmek isterim. Ancak nedense zaman zaman okuduğum şeyler bana kendimi cahilmişim gibi hissettiriyor. Bu işte bir problem yok mu? Var. Bilimsel içeriği konu dışı bırakırsak "öğreten" yazılar kulağa bilmemiz gerekenleri söylüyormuş gibi gelseler da aslında sadece duymak istediklerimizi söylerler. Gerçekten bilmemiz gerekenleri okuyarak değil yaparak öğrenebiliriz. Yazılı şeyler ilk adımı atmak, üretim sürecinde işimizi kolaylaştırmak veya çeşitli tecrübelerimizi pekiştirebilmemiz için varlar.

Şunu anladım ki okuyarak aşçı, yüzücü veya şoför olunamıyorsa girişimci veya programcı da olunmaz. Harekete geçmeyişimiz ve kendimizi sürekli takipçi olmak durumunda bırakmamız aslında bir arayış içinde olduğumuzun göstergesi. Neyin arayışı bu? Genellikle varmak istediğimiz noktaya nasıl gideceğimizi bilmiyorsak bu sarmalın içine düşeriz. Bu noktadayken okuduklarımız içimizde sadece "hiç bir şey bilmediğimiz" veya "yetersiz olduğumuz" gibi hisler uyandırır. Kolları sıvayıp işin içine dalmadan bizim için en doğru yolu bulabilmek mümkün değil.

En uzağı görmenin en güzel yolu oraya en yakın noktaya gitmektir. İleri doğru attığımız her adım bizi o noktaya biraz daha yakınlaştırır.

Sınamak

Çeşitli şekillerde birçok şey öğreniriz ama bunlar her zaman doğru şeyler olmazlar. Neyi yanlış bildiğimizi anlamadan doğrusunu öğrenmek mümkün mü? Değil. Her dersin sonu bir sınav. Sınavlardan hep kaçarız ancak aslında sınavlar neyi yanlış bildiğimizi anlamamız ve kendimizi geliştirebilmemiz için varlar. Hangi konuda başarılı olmak istiyorsak kendimizi sürekli sınamamız ve geri dönüşleri değerlendirerek kendimizi düzeltmemiz gerek. Program yazdıysanız kullansınlar, yemek yaptıysanız yesinler, fotoğraf çektiyseniz görsünler. Kötü yorumlar moral bozar ve canımızı sıkar ama asıl problem eleştirilerle nasıl başedileceğini ve bunların olumlu yönde nasıl kullanılacağını bilmemek.

Belki de eleştiriden kaçtığım için aylarca hiç gün yüzü görmemiş ürünler üzerine çalıştığım ve ürünlerimi eleştirilecek hiç bir eksiği kalmayacak hale getirmek için kendimi parçaladığım dönemlerim oldu. Neden bilmiyorum ama zihnimizin bir taraflarında kendini kapatarak aylarca çalışıp mucize bir ürünle ortaya çıkan bir dahi insan profili var. Ne zaman buna teşebbüs ettiysem başarısız oldum. Uzun süre ürünümle baş başa kalmak yerine kısa aralıklarla oraya bir şeyler koyarak yaptığım işlerde başarı kazandım.

DIY (Do it yourself)

DIY geleceğin yaşam tarzı. Bu yaşam tarzında hazır ürünler kullanmak yerine birçok eşyamızı kendi zevkimiz ve ihtiyaçlarımıza göre kendimiz üreteceğiz veya özelleştirebileceğiz. Örneğin 3D yazıcılar ucuzlayarak hızla yaygınlaşacak ve biz birçok küçük ürünü kendi evimizde kendi kendimize üreteceğiz. Giydiğimiz kıyafetler renk veya desen değiştirebilecek. Yaşam alanlarımızı ve eşyalarımızı az bir çaba ile farklı şekillerde kullanabileceğimiz şekilde değiştirebileceğiz. Bu nedenle büyük sanayi tesisleri bitmiş ürünler yerine IKEA gibi tam olarak bitmiş bir ürüne dönüşmemiş ürünler üretecekler ve üretimin son aşaması evimizde veya işyerimizde kendi ihtiyaçlarımıza göre tamamlanacak. Ayrıca iletişim teknolojileri de gelişmeye devam edecekler. Tüm cam yüzeyler esnek ve yeniden tasarlanabilir dijital ekranlar haline dönüşecek. Dijital gözlükler veya benzer görsel aparatlara entegre olabilecek. Cep telefonumuza program yükleyebildiğimiz gibi arabamıza, televizyonumuza ve belki de mutfak robotumuza bile programlar yükleyebileceğiz ve bu cihazları birbiriyle konuşturabileceğiz.

Bu yaşam tarzı yaygınlaştıkça insanlar kendi ihtiyaçlarına ve isteklerine özel ürünlere ve hizmetlere daha çok ilgi duyacaklar. Bu nedenle her alanda hizmet sektörü diğer sektörlere göre hızla büyüme gösterecek. Ayrıca insanlar benzer ürünleri kullanan insanlarla iletişim halinde olmak, fikir alışverişinde bulunmak ve ürünlerini en verimli şekilde nasıl kullanabileceklerini öğrenmek isteyecekler. Örneğin günümüzde cep telefonu kullanıcılarının oluşturdukları fikir alış verişi toplulukları gibi topluluklar gelecekte popülerliklerini git gide arttıracak. Tüketim kültürü hızla popülerliğini kaybederek yerini üretim kültürüne bırakacak. Fabrikaya yakın yaşam tarzına gerek kalmayacağı için şehirler daha geniş alanlara yayılacak, binaların katları azalacak ve her bina ihtiyaç duyduğu enerjiyi kendi üretecek.

Böyle bir dünyada ürünlerimiz kullandıkları ürünleri kendi ihtiyaçları ve deneyimleri doğrultusunda kişiselleştirebilmek isteyen insanlara hitap etmeli.

Üretmek

Özgün fikirlerin bir işe dönüşmesinin kabaca üç aşaması var. Birinci aşamada (prototip) üzerinde çalıştığımız fikir temel işlevi yerine getiren bir ürüne dönüşür. Bu aşama ürün en temel işlevini yerine getirdiği ama çok detaylı olmayan bir durumdadır. Örneğin Facebook ilk popüler olduğu dönemlerde "duvar, fotoğraf galerisi" gibi uygulamalara bile sahip değildi ama diğer kullanıcılarla arkadaş olunabiliyor ve iletişim kurulabiliyordu. İkinci aşamada (geliştirme) ürün bir kullanıcı kitlesine kullandırılır ve geri dönüşler ile geliştirilir. Ürünün iş yapıp yapmayacağı bu aşamada anlaşılır. Facebook'un sadece Harward kampüsünde kullanılabildiği ve çekirdek kullanıcı kitlesinin oluştuğu dönem bu dönemdir. Üçüncü aşama (yayma) ise ürünün geniş kullanıcı kitlelerine yaygınlaştırılması aşamasıdır. Yine Facebook örneğinden devam edersek bu dönem ürünün ilk ciddi yatırımını alıp dünya çapında yayıldığı dönemdir.

Ben hep işin başında çok para gerekirmiş gibi düşünürdüm ama aslında İnternet ve yazılım projeleri genellikle ilk iki aşamayı neredeyse bedavaya geçebilecek türde işlerdir. Projelerin gerçek anlamda para ile ilişkisi üçüncü aşamada başlar. Ürünün geleceği açısından en önemli aşama ikinci aşama. İkinci aşama sırasında ürünün çekirdek kullanıcı kitlesi oluşur. Bu aşamada ürüne ilgi duyan kitle ürünün yaşam süreci boyunca projeye hep yakın durur ve ürünün ayakta kalmasına büyük katkıda bulunur. DIY düşünce modeline yakın kullanıcılar temel fikrin iyi bir fikir olması durumunda ürünün geliştirilebilmesi konusuna ilgi göstereceklerdir. Bu kullanıcı kitlesinin projeye nasıl katkıda bulunabileceği ve nasıl bir iletişim ortamı kurulabileceği üzerine iyi düşünmek gerek.

Özgün Fikirler

Mevcut bir işi yeniden tanımlayarak daha iyisini yapmaya çalışıyorsak ya da tamamen yepyeni bir fikir üzerinde çalışıyorsak özgün bir iş geliştiriyoruz demektir. Çekirdek kullanıcı kitlesi özün ürünler için hayati önem taşır çünkü bu kitle geri bildirimleri ile ürünü prototip halinden işe yarar bir ürün haline dönüştürür. Ürünün geliştirme aşamasını başarıyla atlatabilmek için ürünle ilgilenebilecek kesime ulaşabilmek ve İnternet'in olanaklarını kullanarak sürekli temas halinde kalmak, geri dönüşleri toplamak gerek.

Geliştirme aşamasında azimli olmak elbette büyük önem taşır ama ürün mantıklı bir sürede gelişim göstermiyorsa inat etmeye, isyan etmeye, hayata küsmeye hiç gerek yok. İyi girişimci nerede başlaması ve nerede son vermesi gerektiğini bilir. Birkaç kere başarısızlık yaşamak gelecekte başarılı olacak işlerin altına imza atabilmek için gerekli tecrübeyi kazandırır.

Bir geleceği olmadığını bile bile sırf duygusal nedenlerle devam ettirdiğim projelerim oldu. Maalesef olması gerekenden daha fazla zaman kaybetmek dışında bir kazancım olmadı.

Klonlamak

Üretim kültürünün yeterince gelişmediği toplumlarda klonlama yöntemi ile iş geliştirmek daha mantıklı bir yaklaşım olabilir çünkü özgün fikirlerimizi hayata geçirebileceğimiz topluluklara ulaşmak "Kendin Yap" kültürüne uzak toplumlarda çok daha zor. Türkiye toplumunda Endüstri Çağından kalma "Hazırı Kullan" kültürü çok daha yaygın. Hazır ürünler tüketmek isteyen kullanıcı kesimi ile çalışarak "Gelişim" aşamasını atlatmak çok zor. Bu nedenle bu konuda daha ileride olan toplumlardan gelişimini tamamlamış yani ikinci aşamayı atlatmış ve üçüncü aşamanın hemen başındaki projeleri olduğu gibi kopyalamak daha kolay.

Şu sıralar Türkiye'de klonlama işinin altın çağını yaşıyoruz çünkü klon projeleri prototip ve geliştirme aşamalarına gerek kalmadan direk yatırım gücüyle hayata geçirebilmek mümkün. Yurt dışında ilgi gören hemen her projenin bir klonu muhakkak Türk girişimciler tarafından yapılıyor. Ancak İnternet projeleri sadece sayfa görüntüsünden oluşan işler değil. Sayfanın arkasında çalışan bir sistem var ve klonlayan girişimci açısından en zor olan şey klonladığı işin arka tarafında neler döndüğünü anlayabilmek. Bu nedenle sitenin çalışma şeklini klonlamak çoğu zaman yeterli olmaz ve başarısızlıkla sonuçlanır. İşin nasıl yürüdüğü tam olarak belli olmayan işleri klonlamaktan kaçınmak gerek. Hatta belki de artık klon işlerden tamamen uzakta durmak gerek. Artık girişimciler için hedef pazarlar tüm dünya kullanıcıları olmalı. Bunun için özgün projelere ihtiyaç var.

Pazarlamak

İnternet üzerinde çalışmayı düşündüğümüz andan itibaren Dijital Pazarlama diye bir şey karşımıza çıkar. Reklam vermek, SEO yapmak, online itibarımızı yönetmek falan filan gerek. İnsan bunlara odaklandığı zaman bir süre sonra hedef kitlesini tıklama sayıları, reklam gösterim oranları, grafikler, beğenme sayıları olarak algılamaya başlıyor. Halbuki hedefimiz iyi istatistiklere sahip olmak değil. İnsanlar için çalışıyor, insanlar için üretiyoruz. Kabloların ardındakilerin insan olduklarını unutarak sayıları görmeye başlamak sonu hüsranla bitecek bir sürece girdiğimizin işareti. Ne zaman "etkili bir taktik" öğrenip uygulamaya kalksam hep başarısız oldum.

Etkili tek bir taktik var. Hedef kitlemiz için faydalı şeyler üretmek. İnsanlar "iyi ki bu ürünü bulmuşum" diyorsa doğru yoldayız demektir.

Yatırım

Şu günlerde çok farklı şekillerde reklam ediliyor olsa da yatırım asla ve asla fikir aşamasındaki bir ürünü hayata geçirebilmek için kullanılmaz. Para bir fikri ürüne dönüştürecek zekaya sahip değil. Bunu kendimiz, kendi olanaklarımızla yapmalıyız. Yatırım almak için en güzel zaman ikinci aşamada kendini ispatlamış bir projenin üçüncü aşamaya geçiş noktasıdır. Bu noktada iyi düşünmek gerek. Projeye göre değişir ama çok erken ya da çok geç kalmak genellikle olumsuz sonuçlar doğurur. Ayrıca kimi yatırımların projeye olumlu katkısı olabileceği gibi olumsuz katkısı da olabilir.

Nasıl ki emlak işi yapanların mesleği gayrimenkulleri değerlendirip satmaksa melek yatırımcıların da mesleği şirketleri değerlendirip hisselerini satmaktır. Olanaksızlıklar nedeniyle motivasyona, gaza getirilmeye ihtiyaç duyduğunu düşünen girişimci kesimi var ve bu kesim ihtiyaç duydukları şeyin yatırımcının ellerinde olduğuna inanıyor. Yıllar boyu bizimle kader birliği yapıp birlikte çalışacak kişilere yatırımcı değil ortak denir. Bir kesimin asıl problemi iyi ortaklar bulmak. Daha büyük bir kesimin ise asıl problemi ürününün henüz kullanıcılar ile buluşmamış olması. İşi detaylarından arındırıp hızlı bir şekilde kullanıcıların beğenisine sunmak gerekli motivasyonu sağlar.

Yatırım eğer ne olduğu iyi biliniyorsa ve doğru kullanılabilirse iyi sonuçlar verebilir.

Başarısızlık Ekonomisi

Herhangi bir konuda başarılı olmak isteyip başarısız olan insanlar çok kolay para harcarlar. Örneğin kilo vermek isteyen, kendini geliştirmek isteyen, zengin olmak isteyen hatta belki de programcı veya fotoğrafçı olmak isteyip de başarısız olan insanlar başarısızlıklarını kabullenmezler ve "İşin sırrını bilmedikleri" için başarısız olduklarına inanırlar. Örneğin zayıf insanların mucize bir hap kullandığına, zenginlerin az bilinen bir formülü bildiklerine veya iyi fotoğrafçıların x marka fotoğraf ekipmanı kullandıklarına inanabilirler. Halbuki asıl problem sadece gereken çabayı göstermemiş olmaktır. Başarısızlıklara bahane arayışından olsa gerek bu kesim dedikodulara, sansasyonlara, fiyaskolara ilgi duyar. Şansın rolüne ya da başarının anahtarını satın alabileceğine inanır.

İnternet başarısız insanlar üzerinden para yapmak isteyen girişimciler için bir cennet. Bu insanların temel özelliği "kolay yoldan başarıya ulaşmaya" aracılık ediyor görünmeleri. Çok klasik bir ticaret yöntemi olduğu için sistem hep aynı çalışır. Öncelikle başarı ölçütü olarak ortaya bir şeyler konur. Bu rol model kaslı bir insan, başarılı ya da zengin bir kişi olabilir. Sonra ya bu ölçütlere uyan insanlar örnek gösterilir ve yalan yanlış fikirler kulaktan kulağa yayılır.

Bu kanaldan yayılan fikirler ve sunulan imaj kimi zayıf bünyeler için tehlikeli olabilir. Bunlar bizleri yanlış yolda olduğumuzu düşündürebilir veya ihtiyacımız olmayan şeylere ihtiyacımız olduğuna inandırabilir. Umutsuzluğa ve yanlış inanışlara kapılmamak için bunlardan uzak durmak, kaçınmak, korunmak gerek. Normalde bir girişimcinin aklında "x sayıda kullanıcıya ulaşmak", "y pazarına açılmak", "z aşamasını tamamlamak" gibi hedefler olması gerek. Hedeflerimiz arasında "x kişisi gibi olmak", "y para yapmak", "z gibi yaşamak" varsa yanlış bir yolda ilerliyoruz demek.


Kurallar

Şartları, kuralları ve engelleri hakimiyeti elinde tutmak isteyenler koyarlar. Bunların büyük çoğunluğu da fiziksel engellerden ziyade kulaktan kulağa yayılan, akıl yürütmeye dayalı fikirsel kurallardır.

Bunu anlaması çok basit. Eğer bir işin nasıl başarılı olabileceği yerine neden başarısız olacağını düşünüyorsak zihinsel engellerin etkisindeyiz demektir. Etrafımızda bize çeşitli fikirler veren birileri hep olur. Bu kişiler kısa süre içinde "neden olmaz" konulu onlarca fikir ortaya koyabilirler. Ancak "nasıl olur" konusunda hiç bir şey söylemezler. Bu kişiler de kendi koydukları fikirsel kurallar ve engellerin etkisindedirler. Söyledikleri şeyler bazen ilgi çekici olsa da vakit kaybından ve moral bozmaktan başka bir işe yaramaz.

Telefon yapacaksanız dumanla haberleşen ve bundan ekmek yiyen kesim itiraz edecektir. Çünkü her yenilik eski kuralları yıkar ve yeni kurallar koyar. Bu nedenle büyük işler yapabilmek için öncelikle işe zihinlerimize işlenmiş tüm engelleri yıkarak başlamak gerekir.


Para

Hadi gözlerimizi kapatıp güçlü bir insan hayal edelim desem muhtemelen bindiği cipten, oturduğu çiftlik evine, giydiği kıyafetten, ortalıkta gezinen kara gözlüklü ve kulaklıklı korumalara, evin havuzunun büyüklüğüne ve hatta içinde yüzen güzel kızlara kadar hemen herkesin gözünün önüne benzer bir imaj gelecektir. İşte hayallerimize bu görüntüleri işleyen kültür popüler kültürdür. Ve popüler kültürün temel amacı bizlerin daha çok tüketmesi ve daha çok borçlanmasıdır. Bu dönemin slgoanı "kendini şımart" olmuştur. 12 taksitle kendimizi şımartarak ve bunları feyste paylaşarak yaşıyoruz.

Çünkü popüler kültür zihinleri ele geçirdikten sonra insanlar kendilerini eserleri ile değil sahip oldukları şeyler ile ifade etmeye başladı. Örneğin bir kişi BMW SLX'e biniyorsa o kişinin iyi bir programcı, iyi bir fotoğrafçı ya da mesleği her neyse o konuda iyi olduğu önyargısına sahip oluyoruz. Bu nedenle kendimizin de başarılı olduğumuzu göstermek için bu tür ispatlar gerektiğini düşünüyoruz. 

Halbuki başarılı insanları yaptıkları eserlerle tanırız. Aklımızdan on isim geçirsek dokuzunun isminin ardından gelen bir eseri muhakkak vardır. Bu insanları kazandıkları para ile ölçmeyiz.

Aslında para veya paranın satın alabildiği şeyler hiç bir zaman bir hedef ya da herhangi bir ölçü olmadı. Para sadece başarı ile elde edilebilen bir sonuç. Bir ödül. Bir yarışın sonunda takılan altın madalya ya da yıl sonunda verilen takdirname gibi. Amacımız altın madalyayı elde etmek değil yarışı birinci sırada bitirmek olmalı. Madalya zaten istemesek de peşinden gelir.

Eğer olur da bir gün biri size "gelir modelin nedir?" diye soracak olursa hemen oradan kaçın. Herkesin gittiği restorandan, herkesin dinlediği müzikten, herkesin girdiği internet sitesinden ya da herkesin kullandığı programdan nasıl gelir elde edileceği zaten aşağı yukarı bellidir. Asıl sorulması gereken soru "bu ürünün faydası nedir?" olmalıdır.

Ne zaman kazançlara odaklandıysam önce mutsuz oldum sonra da para ve prestij kaybettim. Ne zaman fayda üretmeye odaklandıysam heyecanlandım, mutlu oldum, prestij kazandım ve ben farkında bile değilken para da kazandım.

Sonuçta benim geldiğim nokta şudur. İyi para kazandıracak bir fikriniz olduğunu düşünüyorsanız hemen unutun gitsin. Gerçekten iyi fikirler iyi dostlar ve iyi müşteriler kazandırırlar.

Mutlu Olmak

Allah bizleri faydalı şeyler ürettiğimizde ve aile kurduğumuzda gerçekten mutlu olabileceğimiz canlılar olarak yaratmış. Bizler tüketerek mutlu olabileceğimize inansak da insanoğlu mutlu olabilmek için ihtiyaç duyduğu tatmin duygusunu sadece üreyerek ve üreterek yaşayabilir. Buna ister doğa düzeni istersek başka bir isim verelim kurulu düzen böyle işliyor. Ancak gerçekleri kabullenmedikleri için sahte mutluluğun peşine takılan insanlar aile kurmaktan ve fayda üretmekten uzakta duruyor. Habire tüketiyor, bu şekilde gerçekten tatmin olamadığı için daha çok tüketiyor ve gerçek mutluluktan daha çok uzaklaşıyor.

Bir tarafta milyonlar içinde yüzdüğü halde genç yaşta mutsuzluk hastalığına yakalanan, batağa saplanan ve perişan olan insanlar var. Diğer tarafta da evlat edindiği çocuğun down sendromlu olduğunu öğrendiği zaman onu terk etmeyen, deprem olduğunda yedek battaniyesini bir kutuya koyup gönderen, kar yağdığında insanlar kayıp düşmesin diye evinin önünü temizleyen, cebindeki üç beş kuruşu muhtaçlarla paylaşabilen insanlar var.

Bu insanlar nasıl oluyor da para denizinde boğulan insanlardan daha çok mutlu olabiliyorlar? Çünkü iyi şeyler yaptığımız zaman mutlu olabilme duygusuyla yaratıldık. İnanalım veya inanmayalım bütün kafa karıştırıcı kirliliğe rağmen dünya gizli kahramanlar, anneler, babalar ve dostlar sayesinde ayakta durabilmektedir.


3 yorum:

Gökhan Doğan dedi ki...

Yazının tümü gayet yerinde tespitler içeriyor ama özellikle programcılar için çok yararlı, ders niteliğinde arşivlenmesi gereken bir yazı.Bu güzel yazı için teşekkürler.

efkan dedi ki...

Yine "dolu dolu" yazmışın. Çokta güzel olmuş.
Teşekkürler...

Mehmet Çaykara dedi ki...

Kesinlikle paylaşılması gereken bir yazı.

Allah razı olsun, olaylara bakışım değişti, mümkün olduğunca çok kişiye de okutmak lazım.