Cumartesi, Ekim 05, 2013

Yurt dışına açılma

Bugün E-Tohum Ankara toplantısına gittim. E-Tohum aynı e-tohum. Bence artık insanları bilinçlendirme, girişimciliğe dikkat çekme misyonunu tamamlamış. Söylenecek her şey söylenmiş yani. Bu toplantılar artık birşeyler öğrenmek yerine yeni insanlarla tanışmak ve kendimizi sektörün önde gelenlerine tanıtmak için güzel bir ortam. Olması gerektiği gibi e-tohum'un bu misyonu halen faal bir biçimde devam ediyor. Genellikle en popüler olanların başı sürekli kalabalık. İnsanlar her fırsatta birine kanca atıp birşeyler anlatmaya çalışıyor. Evet girişimciliğin böyle bir yönü var. Biraz kalabalığı yarıp, kendinizi gösterip, 30-40 saniye içinde dikkat çekmek durumundasınız. Kuzu gibi bir kenarda bekleyip, çayınızı yudumladığınız zaman bu sizin açınızdan bir fırsata dönüşmüyor doğal olarak. Diğer şehirlerde durum nasıl bilmiyorum bu toplantıda kalabalığın büyük çoğunluğu pasif kaldı malesef.

Tabii toplantının doğası gereği sıkıcı konuşmaların olduğu panellere katılıyorsunuz. Sıkıcı çünkü "woow" dedittirecek bir aksiyon yok. Kravatlı olanlar teşvik, toplum yararı, katma değer, vb konularından bahsediyor. Geriye kalanlar da girişimcileri motive edecek bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Anlamadığım bir şekilde demotive edici -sıkıntılı- konular en az motive konuşmaları kadar ön plana çıkıyor. Belki biraz şikayet ederek rahatlıyoruz ama bunların e-tohum'un amacına hiç bir katkısı yok. Yeni bir fikir, bir gelişme, farklı her hangi birşey yok. Aynı isimler (artı Hasan Aslanoba tabii) ve aynı konuşmalar tıpkı 5 yıl öncesi gibi...

Halen istisnasız herkesin dilinden düşmeyen konu "Yurt Dışına açılmak". Ancak artık bu yurt dışına açılma işinin güzide girişimlerimiz ile olmayacağını kabul etmemiz gerek. Bu girişimler Türkiye'deki açık pazarları tespit ederek risk aldılar ve ödül olarak bir noktaya geldiler. Operasyonları Türkiye'de. Nasıl ki elin Avrupalısı gelip burada don gömlek satamazsa biz de gidip oralarda don gömlek satamayız. Bu tür işlerde ancak yurt dışında şirket (operasyon) satın alarak olur. Bu da tam olarak ihtiyacımız olan anlamda "Yurt dışına açılmak" anlamına gelmiyor. Olması gereken Türkiye'de üretilen mal ve hizmetlerin üzerine iyi kar konarak yurt dışına satılması. Oyun üreten şirketlerimiz bunu bir düzeye kadar yapıyorlar. Büyük başarı bizim için. Ancak bunu daha da geliştirmek gerekir.

Bir de ancak üst düzey teknoloji ve buluşlar ile yurt dışına açılmayı düşünen kitle var. Yani düşünün ABD bir uçak teknolojisi geliştirecek, kendi kullanmadan gelip bunu Türkiye'ye satacak. Böyle bir şey mümkün mü? Yüksek teknoloji yurt dışına açılmak için değil kendi ülkemizin teknolojik altyapısını geliştirmek için önemli. Şöyle acayip geliyoruz, gümbür gümbür ortalığı titreteceğiz, herkesin ağzı açık kalacak şeklinde konuşmalar var ama... bilmiyorum henüz bir görüntü yok.

Tabii bu bilmediğimiz ama çok yakında ses getirecek mühendislik mucizelerinin girişimcilerimiz üzerinde yarattığı baskı muazzam. Nasıl oldu anlamadım ama yavaş yavaş insanlarda başarılı girişim yapabilmek için yurt dışında okumuş olmak, üst düzey mühendislik bilmek ya da böyle atla deve bir adam olmak gibi bir imaj oluşuyor. Sanırım yatırımcı klüplerinin tercihleri ve "başarılı girişim" diye vitrine konan modellerden kaynaklanıyor bu.

Sanmayın ki çok dev işlerle açılacağız. Valla işte kim ne derse desin SambaPOS yurt dışına açıldı.  Binlerce kullanıcısı var. Transifex'de 19 dil açık. "Ama bedava" diyeceksiniz. İşte böyle düşünmeyelim. Evet doğru bedava ancak Google da bedava arama motoru ile açıldı, hepsi bedava hizmetler ile yayıldılar. Sonradan ücretli birşeylerler ortaya koyup para kazandılar. Mesele Edirneden, Kars'tan dışarısını bir şekilde görmek. Arapça yazıcı çıktısı vermeye uğraşıp, programı Kanada vergi sistemine uyarlamak. Yani tecrübe kazanmak. İnsanlara bir şekilde ulaşmadan Meksika vergi sistemi nasıl işliyor, ABD'de kredi kartı ödemesi nasıl alınıyor, İtalya'da Fiscal Printer kullanma mecburiyeti var mı nasıl bilebilirsiniz?

Üstelik SambaPOS bir mühendislik mucizesi program da değil. Kaynak kodları açık isteyen açıp görebiliyor. Gayet sıradan, biraz tecrübesi olan herkesin yapabileceği bir program. Ama tabii hep söylüyorum. İşe yaramaz bir programı bedava da olsa Restorancıya kullandıramazsınız. İşe yarıyor. Düzgün çalışıyor. Tüm cazibesi bu. Zaten zor olan da bunu yapmak. Atıyorum adam biyomekanik mikroengelleyici yapmış. Yüksek IQ ürünü ama kullanıcısı yok. Tamam yapan başımızın üzerinde ama işe yaramıyorsa sırf teknolojisi yüksek diye değerli kabul edemeyiz ki? Bunu söyleyince x kesimi ile hemen kavgaya tutuşuruz, lokanta programcısı, alaylı falan deyip üste çıkarlar. (Ya bu lokanta programcısı muhabbeti de ne koymuş ha, hep aklıma geliyor.) Ama gerçek bu. Kullanıcısı olmayan bir ürün bir işe yaramaz. O kadar büyük icatsa kapı kapı gezeceksin, insanlara kullandıracaksın. Beni kimse anlamıyor triplerine girmeyeceksin. Her neyse.. Amacım eleştirmek değil. Amacım genç arkadaşlarımıza bu fikre kapılmamalarını önermek. Bizim kültürümüzün çok önemli bir özelliğidir basit şeyleri kompleks, içinden çıkılmaz ve ulaşılamaz bir hale getirmek. Bu havanın halen devam ettiğini farkettiğim için yazma ihtiyacı hissettim.

Eğer kariyer hedefiniz varsa evet mecbursunuz üst düzey olmanız gerekiyor. Ancak girişimcilik hayalleriniz varsa standart programcılık becerileri ile de birşeyler yapabilirsiniz. Daha doğru söylemek gerekirse sahip olmanız gereken en önemli özellik programcılık bilgisi değil. Bunun bir sonu yok zaten. Önemli olan her ne olursa olsun bir şeyler yapmak ve insanlara kullandırabilmek. Her hangi bir şey. Yeni icat olmasına da gerek yok. İnsanların mevcut kullandığı her hangi bir şeye x bir artı özellik eklesin yeter. Şu saate kadar internete yaptığım hangi programı koyduysam istisnasız sattım. Evet istisnasız sattım. Kimsenin satmaz dediği şeyleri bile sattım. Açık kaynak inadımız olmasa SambaPOS'u da satarız. Çünkü yaptığım şeyin birilerinin işine yarayacağını biliyorum. Sadece o kişilere ulaşmak gerek. Biraz birilerine ulaşsın, tutsun.. isterseniz üst düzey insanları işe alırsınız zaten. Hatta isterseniz baştan yazdırırsınız. Facebook ilk çıktığı günkü gibi mi? Ne hale geldi.

Facebook demişken gerektiği zamanlarda aklınıza hep şu gelsin. Facebook ilk çıktığında o zamanın teknoloji devi Google'dı. Dünyanın en yüksek IQ'larına sahip, en üst düzey mühendisler onların elindeydi. Facebook'un yükselişini durdurabilmek için her şeyi yaptılar ama olmadı. Facebook çok basit anlaşılabilir bir şeyi başardı aslında. Eski arkadaşlarımın isimlerini google'da yazardım çıkmazdı, facebook bunu başardı. Beni izini kaybettiğimi sandığım insanlara ulaştırdı. Şimdi belki fonksiyonu biraz değişti ama çıkış noktası budur. Bunu başaramadığınız sürece Facebook'un yüz katı yüksek mühendislik ürünü geliştirseniz de engelleyemezsiniz. Evet halen Facebook'u ve hatta Google'ı bile yerinden edecek bir ürün yapılabilir. İnsanlar bir anda nasıl myspace'i bırakıp facebook'a geçtiyse facebook'u bırakıp başka bir ürüne geçebilirler. Bu ne zaman yapılır bilmiyorum ancak şundan %100 eminim. Eğer olursa bu ürün uzay teknolojisine sahip birşey olmayacak. Facebook PHP ile yapıldı. O zamanın güncel teknolojisi neyse o ürün de onunla yapılacak. Emre demişti dersiniz :)

Neyse ben de çok oyalandım yazı falan. Issue'ler birikmiştir şimdi. O zaman haydi iş başına...

Hiç yorum yok: