Çarşamba, Nisan 02, 2014

Yerel Seçimin Ardından

Gezi olayları sırasında "Kaleler değil Kalpler fethetmek gerek" demiştim. Helal olsun Mansur Yavaş'a. Kalpleri fethettiği için başkan olsa da olmasa da seçimin kazananlarından biri oldu. Bununla da kalmadı gençlerin aklına #OccupyCHP fikrini soktu. Güzel gelişmedir. Ancak her zaman olduğu gibi temelsiz, desteksiz, dayanaksız, projesiz her tür girişim yok olmaya mahkum. Altını doldurmak gerek. Dünya hızla değişiyor. Anadolu kültürünün doğasına uygun yeni bir yaşam tarzı dizayn etmek gerekiyor. Düşünce özgürlüğü, eşitlik vb fikirler şüphesiz çok güzel ama esareti ve ayrımcılığı yaratan şeyin sebebi yaşam tarzımızdan başka bir şey değil. Atıyorum Sağlıklı beslenme özgürlüğü olmayan bir dünyada düşünceler özgür olamaz. Mecburiyetler ön plana çıkar. Kapitalist sistem gereği özgürlük dediğimizde akla gelen ne varsa tamamı sanki parayla çözülürmüş gibi görünüyor ama trilyarder olsanız da yediğiniz tavuk hormonlu, tükettiğiniz besinler GDO'lu. Zrilyarder olsanız da elektrik, su, ulaşım gridlerinin size dayattığı yaşam koşullarının dışına çıkamazsınız. Asıl esaret bu. Amaan BMW'ye binerken yemişim özgür düşüncesini diyerek motive olabiliyoruz belki ama sağlık böyle birşey değil. Bizleri belli bir şablona uygun olarak yaşamaya, tüketmeye ve ölürken bile milyarlar harcatmaya zorlayan bu sistem içinde özgür düşünce ninnisiyle uykulara dalmamak gerek. İnsan doğanın bir parçası. Doğadan kopmadan yaşama, sağlıklı barınma ve çalışma koşullarını yeniden tanımlamak ve yeni bir yaşam dizayn edilmeli. Çekirdek aile, 3+1 ev, kübik ofis, okul, fabrika, otoyol vb gibi yaşam tarzımızı şekillendiren ne varsa hepsinin üzerinde yeniden düşünmek, yeni fikirlerle yola çıkmak gerek. Ultra ileri teknolojiye, enerji bağımsızlığına ve doğa uyumuna dayalı yeni bir yaşam tarzı insanları "mecburiyete" sevk eden tüm prangalarından kurtaracak ve işte o zaman "düşünce özgürlüğünden" bahsedeceğiz.

Tabii kolay değil. Aydın kişilerimiz 18.yy aydınlanmasının bir tık üzerine çıkabilirlerse çok iyi olacak. Yani hayret ediyorum koskoca adamların konuştukları, savundukları şeylere. Örneğin anadilde eğitimi savunmayalım artık. Bu işleri 100 yıl önce falan çözecektik geç kaldık. Bundan sonra kişiye özel içerikli eğitimi savunalım mesela. Buna kafa yoralım.

Hiç yorum yok: