Çarşamba, Mart 04, 2015

İşin Aslı

Bir Startup Turkey dönemi daha geçirdik. Bu sene katılma şansım olmadı ama fırsat buldukça takip ettim.  Twitter akışım girişimcilik konuları ile ilgili doldu taştı. Konu her zamanki gibi yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Türkiye'de teknoloji geliştiren yeni ekonomi girişimi sayısı yeterli değil. Bunun sebepleri ile ilgili herkesin iyi kötü bir fikri var, çoğu da mantıklı şeyler ama işin ana fikrinin biraz kaçtığını düşünüyorum.

"Software is Eating the World" cümlesini çok duyduk. Etkilendik. Bundan klasik iş süreçlerinin tamamının zamanla yazılım denetiminde olacağını, ya da diğer bir deyişle yazılım altyapısı üzerine kurulmamış işlerin yaşama şansının olmayacağını anlıyoruz.

Yani konumuzun ana başlığı Yazılım Üretmek.

Yazılım ürünlerinin hayatı kolaylaştırma, verimliliği ve karlılığı arttırma gücü var. Bu da para ediyor. Yazılımlar dağıtım kolaylığı sayesinde dünyanın en ücra köşesine ulaşabiliyor. Bu sayede uluslar arası çapta çok karlı işler yapılabilmesi mümkün.

Dolayısıyla yeni rönesans döneminin Leonardo'ları, Michelangelo'ları yatırımcılar, marketingciler, inkübatörler, vadi görmüş gurular falan değil bizzat yazılım geliştiricilerdir.

Bunun sağlamasını hemen şöyle yapabiliriz. Biraz bu işler içinde yer aldıysanız adını bildiğiniz yabancıların çoğu yazılım geliştiricidir, tasarımcıdır. Eğer Türk'se muhtemelen ikisi de değildir.

Ekosistem sürekli kendini yenilemesi gereken bir döngü. Yani şirketler büyür, girişimciler zenginleşir, yeni şirketlere yatırım yaparlar. Ortam bu şekilde gelişir. Yeni fırsatlar doğar.

Bizim İnternet zenginlerimiz genelde yazılım geliştirici değiller. Daha çok iş adamı zihniyetine sahip kişiler ve başarılarını da bu özelliklerine borçlular. Her insan kendi zihniyetindeki insanlara kendini yakın hisseder ve o tür kişilerle iş yapmak ister. Bu nedenle yatırımcıların radarına giren girişimler de genelde bu tipte adamlar. Sanırım bu yıl Startup Turkey finaline kalan şirketlerin bir kaçı hiç bir şey geliştirmiyor, outsource ediyorlardı. (Allahtan Ferruh Mavituna vardı durumu biraz düzeltmiş oldu).

Bir de "Unicorn" hadisesi var. Unicorn 1 milyar dolara değerlenmiş şirket anlamına geliyormuş. İçinde Aslanoba'nın da olduğu bir panelin konusu buydu. Türkiye'nin unicorn'lar üretmesi için eski ekonomi patronlarını işin içine çekmek gerekiyormuş. Değil eski patronları, Türkiye'nin tüm kaynaklarını bu işe yönlendirsek bile bu mantıkla çözülebilecek bir sorun değil bu. Paranın zekası yok. Ürün geliştiremez. Kod yazamaz. Tasarım yapamaz.

Demek ki sorun yatırım eksikliği değil. Sorun yazılım geliştiren girişimci eksikliği.

Peki yazılım geliştiriciler, tasarımcılar yani genel anlamda yaratıcı fikirler hayata geçirebilme gücüne sahip kişiler neden girişimcilik konusuna ilgi duymuyorlar.
  1. Yanlış yönleniyorlar. Hem yazılım hem de girişim topluluklarında yer aldım. Sürekli etkinlikler düzenlenir, toplantılar yapılır, hemen her hafta birşeyler olur. İki topluluk da bir etkinlik bombardımanı altında. Bu işten etkinlik, danışmanlık, yazarlık modunda elini taşın altına sokmadan ekmek yemek isteyen ya da sadece popülerlik beklentisi olan ve bir şekilde "otorite" konumuna gelmiş o kadar çok kişi var ki. Malesef yanlış fikirler yayıyorlar. Dinlediğim kişinin ürettiği başarılı bir ürün ya da ayakta tutabildiği bir girişimi yoksa genelde dikkate almıyorum.
  2. Kendilerine güvenleri yok. Yazılım üreten bir girişimcinin sosyal hayatı olamaz. Kimseye seksi görünemez. Kafalarının içine girebilseniz unicornların halay çektiklerini görürsünüz ama dışarıdan bakıldığında looser etiketini yapıştırıp bir kenara konulası kişilerdir. Normalde doğru ortamda mucizeler yaratabilecek süper güçlere sahip olsalar da bu etiketi yiyeceklerini bildikleri için pasif kalır, güvenli limanlarda basit işler yapmayı tercih ederler.
  3. Yazılım temelli girişimlerin en güzel özelliği çok kısa sürede birkaç kişiyi nefes alacak kadar ayakta tutabilecek bir gelir üretebilme potansiyeline sahip olmasıdır. Başka hiç bir alanda bu imkan yok. Ancak bu sürecin nasıl bir metod ile hayata geçebileceğini bilen yok. Çünkü yapan yok :) Dışarıdan kendinizi geliştirmeye kalksanız okuduğunuz her şey çeviri bilgidir. Size bir balık verir ama kimse balık tutarak ayakta kalmanın yolunu bilmiyor. Yazılımcı hiç growth hacking, business plan, due diligence falan bilmeden de kendini ayakta tutabilir ve ciddi para sıkıntısı yaşamadan büyüme stratejisini şekillendirip altyapısını oluşturabilir. Bilgi bombardımanı bu mühim gerçeği arka plana atıyor.
  4. Vadi'yi, Finlandiya'yı, İsrail'i, Çin'i model almak büyük hata. Türkiye'deyiz. Referansımız kendimiz olmalı ama yine vadi görmüş popiler tarafından istila edildiği için startup'ların tecrübe değişimi yapabileceği sağlıklı bir ortam yok. İki yabancı terim öğrenen hep aynı şeylerden bahsediyor. Dolayısıyla gerçekten iş yapan kişiler tecrübelerini paylaşamıyor. Kendi kültürümüzü üretemiyoruz. Kimileri işi Vadiden girişimci, yazılımcı ithal etmek gerektiğine kadar götürüyor. Bu Türk yazılım geliştiricilerin arka planda kalmalarına kendimize has yöntemler geliştiremememize neden oluyor. İstediğimizi model alalım. Bir girişimi şekillendiren şey ilk kullanıcı / müşteri kitlesidir. Eğer Türk kullanıcıya SF zihniyeti ile yaklaşırsak muhtemelen "Türkler şöylee, Türkler böyleee" gibi sonuçlara varırız.
  5. Halen bazı girişimcilerin kendisiyle ilgisi olmasa bile diğer tüm girişimcileri gizliden kendine rakip görmesi, hatta kimsenin yatırım alamıyor olmasının kendi şansını arttıracağını düşünen bir zihniyet var. Yeter ki iş çıksın. Türkiye koskoca bir ülke. Herkese yetecek kaynak var.  Bu zihniyetin ürettiği fikirler yazılım geliştirici açısından olumsuz algılanıyor.
  6. Pareto Optimimu herkesin dilinde ama kimsenin buna uyduğu yok. Hem iyi yazılım geliştirmek hem de iyi girişim yapmak için "yapılması gerekenler" listeleri işin %20'si dir. İşin %80'i oturup yazılan koddur. Sonuç olarak haldır haldır kod yazması, yapay zeka, robot, vb gereken adamların "girişimcilerin izlemesi gereken 10 film" falan gibi saçma sapan şeylerle vakit kaybetmesi çok yazık.
Yani ortam yazılım geliştiricinin düşünce yapısına tam ters bir ortam. Çünkü koddan çok sanal şeyler üretiyoruz. Yazılım geliştirme hep arka planda kaldığı için şu oluyor. Bir girişimin yatırım aldığını duyduğumun ertesi günü gruplarda yazılımcı / tasarımcı iş ilanlarını görüyorum :) Aklınıza uluslar arası düzeye gelmiş hangi markayı ürünü getirirseniz getirin bunların hiç biri "işe yazılımcı alarak" kurulmuş işler değil.

Dün şunu okudum. Google'a erken aşamada yatırımcılar tarafından :

1. Tüketici pazarından tamamen çıkıp sadece kurumsal çözümler üretilmesi...
2. Ana sayfada Yahoo gibi dizinleme formatına geçilmesi ve reklam gösterilmesi..

konularında yoğun baskılar yapılmış. Bilenler bilir google ilk kurulduğunda reklama geçene kadar gelirlerini kurumsal çözümlerden üretiyordu. En büyük rakibi de Yahoo idi.

Yatırımcı kitlesinin katkısı elbette çok büyük ancak yatırımcı doğal olarak olası en kısa sürede exit yapmak ister. Bunun için işin ana fikrini bozacak bile olsa "hadi monetize edelim" baskısı kurar. Eğer Sergey ve Larry işin başında bol oy haklı hisselere sahip olmasalardı muhtemelen google bugün çok farklı bir konumda olacaktı.

Bu girişimci / yatırımcı çatışmasının süper bir örneği. Aslında çok olumlu sonuçlar elde edilmesi gerekse de bizim ekosistemde yatırımcıların hiyerarşide patron / üst konumunda tutuluyor olması çok büyük dezavantaj. Girişimcinin kendini ispatlama şansı olmuyor. Kendisini kısa sürede "monetize" dinine kaptırıyor. Bazen hasat için biraz sabretmek gerekebilir.

Dolayısıyla ekosistemin sorunlarını sürekli olarak vergi sistemine, eğitim kalitesine, teknoparklara vs getirip durmak asıl problemi perdeliyor sadece.

Bence ekosistemin asıl sorunları
  1. "Hadi monetize edelim" zihniyetinin çok ön planda olması. Yatırımcı, danışman, etkinlikçi, yazar, hoca, vb. kitlesinin fikirleri gerçek hayat tecrübesine dayanmıyor. Çoğu vadinin yaydığı popüler dil/kültür. Zaten memlekette kaç tane uluslar arası girişim var ki.
  2. Çok komik bazen kendi aramızda bile İngilizce konuşuyoruz. Açıkçası işimin %90'ını anadili İngilizce olan bir pazara yönelik yapsam da Türklerin konuştuğu, yazdığı İngilizce'yi anlamıyorum. Zaten zor iletişim kuruyoruz.
  3. Yazılımcı, girişimci kitlenin arasında büyük bir uçurum var. Yazılımcı egosu kendini kapatan türde bir egodur. Baskı altına almak iş kalitesinin düşmesine neden olur. Sonuçta hammadesi "fikir", üretim aracı "beyin" olan bir iş türünden bahsediyoruz. Yazılımcı kitlesini business'tan anlamaz bir konumda izole etmek çok büyük hata. İşin beyni işin her noktasında her yerine hakim olmalı.
  4. Bazı ABD restorancılarının SambaPOS'u daha iyi kullanabilmek için sıfırdan Javascript öğrenmelerine, öğrendikleri derme çatma şeylerle süper şeyler yapmalarına, bunu da hemen diğer restorancılarla öğrettiklerine şahit oluyorum. İşte işin sırrı bu. Birincisi bizim çıtamız süper yüksek. Ektinlikçilere bakarsak yazılımcının ya da girişimcinin o "ideal" konuma gelebilmesi için yapması gereken o kadar çok şey var ki ömür yetmez. Bilmediklerimize değil bildiklerimize, yapmadıklarımıza değil yaptıklarımıza odaklı düşünmemiz gerek. İkincisi eğer tekno girişim yapıyorsan iki satır JS kodu yazıp üç satır datayı sort edecek kadar da olsa programcılık bilmek gerek. Ben pazarlamacıyım, ben patronum gibi bir şey yok. Üçüncüsü de bilgiyi paylaşmak gerek.
  5. Girişimcileri business planlara, pitch tekniklerine, "bir önceki slayta gel, bu rakamlardan hiç birşey anlamadım" sessionlarına sokmak sadece vakit kaybı. Türkiye'de elevator pitch yapabileceğiniz kaç adam var. Yatırımcı dediğin hepi topu 200-300 kişi zaten. 
  6. Belki de en önemlisi topluluk o kadar küçük ki kimse kimseyi kırmak istemiyor. Az konuşuyor. Fikrini söylemiyor. Ya hiç eleştirmiyoruz ya da eleştirdik mi canını çıkarıyoruz. Biraz ortasını bulmamız, konuşmamız, empati kurmamız, birbirimizi anlamamız gerek. Herkes bu işten ekmek yiyebilir ama herkes Rockstar olamaz. Geçen 5-10 yıllık tecrübeden sonra bu stratejinin işe yaramadığını artık kabul etmemiz gerek. Neredeyse girişimciden fazla starımız, heromuz, gurumuz var abarttık biraz.

Pazartesi, Şubat 23, 2015

Deli sorulara cevaplar

Serkan son yazsında süper sorular sormuş. Tabii bu soruların meraktan çok bizleri konuyla ilgili düşündürtmek amacı taşıdığını anlamak gerek. Konunun uzmanlarının muhakkak derin fikirleri vardır ama bir Türk girişimcisi olarak ben de fikirlerimi paylaşabilirim diye düşündüm. Ama önce şuradan soruları okumakta fayda var.

1. Türk girişimi diyince ne anlamamız gerekiyor ?

Tabii girişimin milliyeti olmaz. Önce Türk kelimesinden bir ırk anlaşılmamalı. Her girişim bazı temeller üzerine kurulur. Burada girişimin bulunduğu ülke önemli bir unsur çünkü girişim bulunduğu ekosistemin kaynaklarını olumlu yönde kullanarak bir değer yaratır. Yine yarattığı değer, iş gücü ve ödediği vergiler ile ekosistem kaynaklarını geliştirir. Dolayısıyla Türk girişimi deyince bunu ülke ekonomisine katkısı açısından değerlendirmek gerek. Bir ABD'li Türkiye'de şirket kurup vergisini burada ödüyorsa Türk girişimi sayılabilir. Dolayısıyla bir Türk'ün ABD'de şirket kurması ve ABD'de vergi ödemesi girişimcisi Türk olsa bile girişim ABD girişimidir.

2. Türk girişimi vadiye gitti ve başarılı oldu, ideal olan bu mu ?

Tabii olumlu yönleri var ancak sonuçta başarısı vadinin ekosistemine bir değer kattığı için ideal diyemeyiz. Hele ABD'den Türkiye'ye satış yapılıyor olması ve vergisinin ABD'de ödenmesi daha vahim bir durum. Açıkçası defalarca kez vadiye gitme konusunu düşündüm. Fırsatlar da oldu.
Normalde Türkiye'de doğup büyüyen bir kişinin mantıken bu çok zor kararı verip vadiye gitmemesi gerekir ancak vize, dil, kültür vb gibi büyük zorlukları da göze alarak gitmeyi düşünüyorsa bunun nedenlerini de iyi irdelemek gerek.

3. Yabancı girişimlerin yazılım evi olmak, onlara teknoparklarda yer vermek, devlet teşviklerinden yararlandırmak ne kadar doğru ?

Şöyle sevimsiz bir durum var. Bu ülkenin kaynaklarını ve iş gücünü kullanarak üretim yapıyorsun. Ürünler yurt dışına çıkıyor ve markalanarak yüksek fiyatlar ile Türkiye'de satışa sunuluyor. Memleketin kaynaklarını çok olumsuz yönde kullanmaktır bu. Tabii elinizde değer yaratmakla ilgili hiç bir imkan yoksa bu hiç yoktan iyi gibi görünebilir. Adamların teknolojisini öğreniyoruz, bilgi aktarımı oluyor vs. şeklinde kendimizi avutabiliriz. Bunun olumlu sonuç vermesi için Çin olmak gerek. Yani bunun uzun vadeli bir ülke politikası olması ve bir stratejiye dayalı ilerlemesi gerek.

4. Örnek almamız gereken model vadi mi yoksa Finlandiya mı ?

Bu kıyafet bu bedene nasıl oturur? Mesela İsrail hangi modeli örnek alıyor? Belki de kendi kültüründen ve gerçeklerinden yola çıkan bir modelin kendiliğinden oluşmasını sağlamak gerek. Aslında bir girişimi şekillendiren en büyük unsurlardan biri yatırımcı, müşteri / tüketici kitlesinin kültürü, iş yapma şekli. Bunu göz ardı etmemek gerek. Vadi restoranına iş yapmak başka, Florida restoranına iş yapmak başka, Eminönü restoranına iş yapmak bambaşka.

5. Türk bir girişimi yabancı bir girişim satın aldı, bu iyi bir şey mi ?

İyi değil. Burada yine ekosistemin kaynaklarının beslenmesi durumu söz konusu. Evet zorlarsak kısa vadede bir olumlu nokta bulabiliriz ama A şirketi tam ekosistem için değer üretecek noktaya geldiğinde yabancı bir girişime satıldığında pazarın ürettiği uzun vadeli kaynak direk olarak yurt dışına gitmiş oluyor. Yani uzun vadede üretilecek atıyorum 10x kaynağı 1x'e satmak gibi bir durum. Yine zorlarsak avunulacak noktalar bulabiliriz. 

SambaPOS projesi 4. yılına girdi. Aslında bu girişim gereğinden çok daha fazla kötü deneyim yaşadı. Defalarca kez "lanet olsun çekip gitmek lazım" desek de sonuçta kılcal damarlarımıza kadar bu ülkeye bağlıyız. Sanırım bizim en büyük hatamız vadide olmadan vadideymişiz gibi düşünmek oldu. Her geçen yıl biraz daha şekilleniyoruz, biraz daha "Türk" oluyoruz. Evet müşterimiz, personelimiz, yatırımcılarımız xxx değiller, yyy yapmıyorlar, zzz olması gerek. Ama böyle. SF'da yaşayan bir kişiyle Türkiye'de yaşayan bir kişinin bakış açısının aynı olması imkansız. Bu nedenle yatırımcı Türk yatırımcısı, müşteri Türk müşterisi, girişimci de Türk girişimcisi gibi hareket etmeli. Vadide olmadan vadi girişimi, müşterisi ya da yatırımcısı gibi görünmek seksi olsa da ekosisteme büyük zarar veriyor. Böyle yapacağız derken çok vakit kaybediyoruz ve yanlış yönleniyoruz. Bizim için aslında çok değerli olan şeyleri göz ardı ediyor, hiç değersiz şeylere olduğundan fazla önem veriyoruz. Öncelikle Türkiye'de olduğumuzu kabullenmemiz, vadi kanunlarının vadide geçerli olduğunu anlamamız ve en önemlisi empati kurmamız şart. Ama öncelikle özellikle yeni nesil girişimcilerin daha iyi iletişim kurabilmelerini ve tecrübelerini sağlıklı bir şekilde paylaşabilmelerinin bir yolunu bulmak gerek. Bu sayede referans noktası olarak vadi'yi değil kendi deneyimimizi referans noktası alabiliriz.